Aldım, Verdim, Ben Seni Yendim…

Geçen gün yolda dolaşırken bir hediyelik eşya satan mağaza gözüme ilişti. Bir tanıdığım için ev hediyesi baktığımdan içeri girdim. Vitrindeki lambayı sordum. Fiyatını söyleyen satıcı çocuk, arka tarafa geçince ürünleri inceledim. Güzel bulduğum için belki alabilirim diye düşünmeye başladım. Birden mağazanın sahibi geldi. Lambaları ve diğer cam ürünleri göstererek 2-3 hafta evvel tadilattan zarar gören vitrini ve tüm ürünlerin kırıldığını anlattı. Zararının 8-10 bin civarı olduğunu ekledi. Biz geçmiş olsun derken o para demek ki bana nasip olmayacaktı diye devamını getirdi. Ben birden durdum. İşte gerçek bir alıcı dedim. Birazdan alıcı ve verici insanların açılımını anlatacağım.

Bu konuşma üzerine iyi niyetle annem karşı tarafa öyle olumsuz düşünmemesi gerektiği üzerine telkinlere başladı. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.:) 10 sene önceki ben de insanlara olumlu bakabilmeleri için benzer telkinleri paylaşıyordu. Alıcı ve verici konuları bilgisine sahip olup, idrak seviyesinde değilmişim.  Özetle mağaza sahibi, bizim zamanımızı aldı, telkinlerimizi aldı. Ancak ürününü satamadı. Ben lambayı unutup, o sıkıcı ortamdan koşarak uzaklaşmak istedim. Bu da her insanın yapacağı etkiye tepki hamlesi olur. Kaçmak 🙂

Alıcı olmanın tanımlarına bakalım. Hayatta farklı rollerde alıcı olabiliyoruz. Hayat nefes gibi alma ve verme dengesi üzerine kuruludur. Hayatın her alanında alıcı rolüne girersek. Hayatımızın ritmi bozulur. Kayıplar başlar.

Öncelikle alıcılar kendilerini çok fedakar olarak atfeder. Eminim ki mağaza sahibi kendince yerinden kalktı geldi, bizimle insani bir bağ kurdu ve zaman ayırdı. Gerçekten iyi bir satış yapma girişimi olduğuna bile inanmış olabilir. Karşı taraf için yani bizim tarafımızda zamanımızın ve enerjimizin çalındığı hissini yarattı.

Çevremizdeki alıcıları düşünün. Sadece kendi gündemleri ve acılı hikayeleri vardır. İnsanları mutlu ortamlar için değil sıkıntılı günlerde toplayarak bir birlik algısı yaptıklarını zannederler. Ya da kendi hayatlarında oluşan boşluklarda yani can sıkıntısı ve de etrafta iletişim kuracak müsait birini bulamadıklarında, hal hatır sorarlar. Kendi en mutlu günlerini ya da iyi olan ortamları sizinle paylaşmazlar. Sıkıntılı ve sorunlu yakınları, arkadaşları varsa ya sizinle bağ kurmasını sağlar ya da onlarla tek başına kalıp enerjilerini vermek istemedikleri için sizi de yanınıza çağırırlar. Bunu paylaşım maskesi altında sunarlar. Daha pek çok tanıdık gelen özellikler var. Çünkü çevremizde görüp ya uzaklaşıp ya da görmezden geliyoruz.

Verici insan modeli nerede? Onlar genellikle kendi işlerinde takılıyorlar. Gözlerinin içi gülüyor, ciltleri parlıyor. Dedikodudan uzak kalıyorlar. Bir şey verince, derde düşmek yerine, katlanarak onlara döneceği bilincine sahip oluyorlar. Enerji veriyorlar. Ancak kelimeleri tasarruflu kullanıyorlar. Etrafını suçlamak yerine kararlarını gün sonunda kendi verdiklerini kabul edip, hayatlarına öğretilerle yükselerek devam ediyorlar. Öncelikle kendilerini tüketmedikleri için etrafını da tüketmiyorlar. Bencil değil, benci insan yaklaşımı. Bir insan kendi hayatının sorumluluğunu kendi frekansının sorumluluğunu alırsa bu dünyaya yükü değil, anca katkısı olur. Kendim de dahil bu topraklardaki herkese hayata verebileceklerimizin çoğalacağı bir hatırlama algısı diliyorum.

“Bugün bu hayata ve bu topraklara ne verebilirim, nasıl katkı sağlayabilirim?” soruları ile işlere koyuluyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir