Şems’den Anda Kal…

Şems ile Mevlana’nın ilk tanışma hikayesini bilen ve okuyan vardır. Hafızamda kalanlarla başlamak isterim. Mevlana döneminin en saygı duyulan ilim insanlarından biri olarak öğrencilerine konuşma yaparken bir yabancının içeri gelmesiyle bir an duraksamış. Etrafındakiler görünümü nedeniyle dilenci zannedip onu çıkarmak isteyince, Mevlana öğrencilerini durdurmuş. Ben de senden öğrenmek istiyorum, bana en önem verdiğin 3 kitabını göster demiş, yabancı. Mevlana; tereddüt ederek üç kitabını işaret etmiş. Adam bir göz atıp kitapları tek hamlede havuza atmış. Öğrenciler, kitapları kurtarmaya yeltenmiş, Mevlana dehşete kapılmış.  Bu esnada adam, Mevlana’nın karşısına geçip onu sarsmış. Ermişliğe giden iki yol vardır, demiş. Kitapları işaret edip biri uzun yol, diğeri de kısa yol. Bu uzun yolda kaybolacağını sezen Mevlana, kısa yolu sormuş.

“Sevginin Yolu” cevabını veren Şems’e;  bu sefer de Mevlana, o yolun nasıl yürünebileceğini sormuş.

“Sen yakılmayı bekleyen bir lambasın, ben de alevim.

Sevgi ders alınarak öğrenilmez.” demiş Şems…

Okuyarak öğrenip severek anlayacağız, her birimiz Mevlana gibi. Anda kalmayı okuyarak öğrenip, kendimizi severek anlayacağız.

Uzun süredir, aynı anda birden fazla işi yürütme yaklaşımlarının yerini bir konuya odaklanma ve uzmanlaşma aldı. Bu sayede kalıcı ve hızlı çözümlere erişildi. Anda Kalma, bir yandan televizyona bakıp, bir yandan önündeki kitabın sayfalarını çevirip, arada cep telefonuna bakarak olabilecek bir hal değildir. İnsanlık saniyede binlere oluşan düşünceleri yavaşlatmaya çabalarken, teknoloji ve çevresel etmenler bunu giderek zorlaştırıyor. Kendimizde ve içsel huzurumuzla baş başa kalmak, kendimizi sevmek için bize yeni kapıları açıyor. Sezgileri de hayatımıza dahil etmeye yarıyor.

O vakit anda kalmak ruhumuzun en temel ihtiyacı, hayatı anlamak için…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir