Aldım, Verdim, Ben Seni Yendim

Hepimiz bu dünya üzerinden birer alıcı ve verici sinyaller dağıtan yaşam formlarıyız. Epey havalı bir giriş oldu belki : ) Kulağımız kendine yakın olan melodiyi dinliyor. Yabancı dilin hakim olduğu bir ortam da kendi iletişimimizde yer alan ses vurgularını daha net duyabilmemiz de bundan kaynaklı. Yüreğimiz ne kadar huzurlu ise yüzümüz ve gözlerimizin içi o kadar canlı. Ne kadar kaygı ve endişe içindeysek, başımızı kaldırıp etrafımızda çözümü görebilecek zihin ve bedensel duruştan bir o kadar da uzağız. İçimizden dışarıya doğru yayılan bir etki var. Dışarıdan ruhumuza nüfuz eden de benzer bir etki. Güneşli havaların yoğunlukta olan bir ülkede yaşayan insanların sıcakkanlı olma tanımları buradan geliyor.

Etrafımıza verdiklerimiz ve aldıklarımız bir terazi gibi aynı ağırlıkta.  Bir iş yaparken ya da arkadaşlıklarımız da insanlara, müşterilere, çalışma arkadaşlarımıza kızarken bu teraziyi yanlış yere konumlandırıyor olabilir miyiz? Hayatın alma ve verme dengesi varsa karma, ilahi adalet ya da evrensel dil, adını ne şekil de telaffuz edersek edelim. Bu teraziyi hayatımızın yanlış yerine koyuyor olabilir miyiz? Bir örnek vermek gerekirse; bir iş yaparken müşterinin ya da tedarikçinin yanlış ya da kaba bir davranışı karşısında sisteme, kendime etrafımdaki herhangi birine değersizlik hissettirecek ne vermiş olabilirim? Kendi hayatımız ve etrafımıza veremediğimiz hiçbir şeyi geri alamayız?

Bugün kendi hayatıma, arkadaşlıklarıma, sevdiklerime ve işime neler verebilirim?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir